Perşembe, Temmuz 21, 2011

Deformasyonlar..

Deformasyona uğramış olduğumu olgunlukla ve hatta nükteyle fark ettim bugün Beyaz Fırın'da.. Ellerim ve gözlerim durmuyor, illa önüme bir kitap çekilecek ve bir ilginç paragraf bulunacak, not defteri çıkarılacak ve notlar alınacak, hatta kaynağı not ederken eser altı çizilecek.. bu ne kaynağı? E Beyaz Fırın'da ne tür kaynağa rastlanır? Bible of tart making türü bir kitapla haşır neşir olurken halimi fark ettim..
Ve halimi anladım!
Vay annem vay :)) Akademik referans almadan, kenara anladığımı ve alıntıyı çiziktirmeden bir şey okuyamaz- zevk alamaz olduğumu fark ettim :) Vay anneciğim VAAYYYYY.. Beyaz Fırın'da tatlı kitabını açmışken, 'E Ayşeciğim'le kruvasan yapmaya karar vermiştik, önümde de tatlı kitabı var, hadi işe yarasın,' deyip... Gerisini anlayın..
Böyle oldum. BU, 2 ay evvel yaşadığım alt üst durumdan daha farklı tabi ama bu da kuvvetli bir etki- ama kendi sularımdayım.. Öyle aşk meşk sularına gerek yok! Hele mevsim yaz ortasıysa, güzelim soğuk kokteyl bardaklarını ılık havayla terlemesi bile bana son derece romantik gelir ve beni güzel bir randevunu havasını sokmaya yetiyorken, şu an akademik davranış bozukluklarının bende yarattığı deformasyonu takdir etmeyi tercih ederim!!
Deli miyim neyim...
Sevgiler, bol serin esintiler, terleyen kadehlerde pembe kokteyller, fısır fısır eden şaraplar ;))

Cuma, Temmuz 08, 2011

EVVETT: FULBRIGHT "SEÇİLMİŞ ADAY" OLMAYI BECERDİM :))

YİHHHUUUUUUUU........ diye çığlık atmayı hak ettiğimi düşünüyorum, hele özellikle Ankara'daki dünkü Fulbright toplantısından sonra!!!!

Çok mutlu ve heyecanlıyım, seneye Eylülde oğlumla Amerika'dayız 1 yıllığına.. Bir yıl dediğin çabuk geçer, ama yoğun deneyimler her zaman daha iyidir. Bir sürü şeyi öğrenip bir sürü yeni yeri bu kadar kısa zamanda görmek, keşfetmek bence büyük heyecan ve zevk!

Kim bilir neler paylaşacağım burada!!
Permakültürden kampüs hayatına, Teo'nun okul maceralarından etrafta gördüğümüz yeni yerlere, değişik eyaletlere (umarım bunu başaracağız, parasal vaziyet müsade ederse.. eder eder.. yemez içmez gezerim ben :)) ... organik pazarlar.. okyanus plajları.. muhteşem kampüsler.. zihni açık insan grupları (tamamından öyle bir beklentim yok- şu grupların içinde olayım, bana yeter :)) ... neler neler......

Kocaman öpücük :)

Pazartesi, Haziran 27, 2011

Anne kurtaran tatlılar... :))

Efendim, eğer sebat edebilirsek bir dizi yazlık anne kurtaran tatlı trendi yaratmak istiyoruz.



Görüleceği gibi, tatlımız bir kavun dilimi, üzerine 1 kayısının dilimlenmiş parçaları, evde yaptığımız çilek reçelimiz ve bir parça dido gofretten ibarettir..
Oğlumuz bunu keyifle ham hum yemiş ve ellerimize sağlık diyerek şap şup annesini öpmüştür, eksik olmasın :)
Bu tatlılar ekonomiktir, sağlıklıdır, çocuğunuza da yaptırabilir alet kullanma becerisini geliştirebilirsiniz, yaratıcılığın sonu yoktur, çocuğunuz yerken de karşısına geçer zevkten dört köşe şekilde seyredersiniz tüm yukardaki sebeplerden ötürü.. bir de eline foto makinesini verir, hadi çek bakalım bloga koyalım bunu senin elinden diye ona da gaz verirsiniz..

e tabi gönlü olsun diye ucuna yine bir çikolata parçası illa konur, haliyle şu mırıl mırıl yorumu da muhakkak duyarsınız :
"annee, bir tek parça mı koyduun?"
"evet hayatım?"

:)
sevgiyle

Pazartesi, Haziran 20, 2011

Çileğim.. reçelim benim!

Evvet! Bu yıl da Haziranı devirmeden çilek reçelimizi yaptık!!
Tarif Tijen'in Mevsimlerle Gelen Lezzetler kitabından. kitap bir yerlere yok olmuş ne yazık ki ama bu reçeli bu tarifle sanırım dördüncü yapışım, o yüzden çok aranmadan yapıverdim.. Bu reçel benim haziran ritüelim oldu, yapamadan geçerse Haziran diye son günleri tedirginlik basar bu ayın.. çilek benim sokaktaki tablacıdan alınır ya bu sene oradan kısmet olmadı; yine antenleri dört açmış tablacılardaki çilek boyutlarını gözlemlerken bugün Şaşkınbakkal'daki bir tanesinin çilekleri dikkatimi çekti, aldım.. bu çilekler ekşi-tatlı, bol kokulu, olgunu mayhoş denecek derecede tatlı çilekler.. daha almalı o tablacıdan, sormadım nereden diye; öğreneyim bir dahaki sefere.. yıkandılar, Teo ile beraber ayıklandılar, arada kaçamak bolca atıştırıldılar, bir kap kenara ayrıldı dolaba, kalanlar şekerlenmeye, tencereye..

yukarıdakiler viski, muskat, tarçın, limon (kabuğu için) portakal (suyu ve kabuğu) ve malum detaylar..


benim pozcu oğluşum :))


Yaz akşamının sakin serinliğinde çayını da yanına alıp mis gibi fokurdayan çilek reçelinin başını beklemekten daha keyifli bir şey yok! Ohhh missss:)) Kulakların çınlasın Tijen'ciğim, ilk denememde ne kadar ürkektim ve ya tutturamazsam korkusuyla başına geçmiştim. artık bu reçel benim Haziran ritüelim!

sevgiyle kalın,
**bu arada, bu malzemeler kitaptakilerin aynısı olmayabilir, benim doğaçlama eğilimlerimi hesaba katmam gerek! 

Cuma, Mayıs 27, 2011

pencereler aynalar

Bir minik şiirimde şöyle demişliğim vardı galiba:

Herkesin dışarıya bakmak için
ne güzel pencereleri var
benimkiler ise
hep ayna!

Aynen! Yine içimde olan biten şeylerden dışarıyı göremez hale geldim.. Koptu dışarısıyla bağım. Ne tarafa baksam bir duygum, bir düşüncem, bir hüznüm, bir korkum.. ayy ayyyy ayyyyy.. kaç oradan, şuna sakın bakma, buna değme, şuna görünmeden hemen çık buradan.. İçimdeki yanardağ hareketlendi ve ben bunun karşısında acizim. Bu bir doğal afet, ne yapabilirim ki?

Kurulan düzenleri bozmak için.. Kenardan kenardan giden beni ortalara savurmak için.. Bellediğim doğruların geçersziliğine şahit olmam için..

Tekrar en baştan işe koyulmak için olsa gerek.
Demiştim ya ben hayatın suyuna selina açığım diye..
İşte bir kere daha sallanıyor, püskürüyor bendeki kaynak, yüzeye neler fırlatacak.. Bakacağım, onların üstünden yaşayacağım.. sonra onları baş tacı edip, işte hayatım diyeceğim, tutunacağım.. ve o noktada yine püskürecek, sallanacağım. Biliyorum.
Ben buna açığım.
Bunu anlıyorum, tanıyorum.
Yaşaması kolay değil bu sallantıları ama doğal afetler böyledir..
Çalkalanmak iyidir.. Hayatım bana bir kez daha sesleniyor: Ben senin değilim! Sensin benim olan, bunu gör!
Evet, ben hayatma aidim. Aklınız karışmasın. Sözün özünü edecek değilim, ama şu bana görünüyor artık: durduğum yeri görüp, kabullenerek yaşamayı başarmak gerekiyor..
Özlemler, itkiler, arzular, kaçışlar..Bunlar formula pistindeki o acaip araçlar gibi, vınn vınn gidiyorlar. Bunlara binmek insanı aptala çeviriyor. İnmek de dengesini alt üst ediyor.. o baş dönmesi.. Sanki hayatın dışına adım atmışız gibi. Sürreel boyuttaymışız gibi.. Bilemiyorum orası nefesimizi tutmamız gereken bir yer mi yoksa doya doya ciğerlerimizi doldurmamız gereken yer mi? Neresi orası?

Bilen varsa söylesin çünkü ben şu an oradayım ve sanırım bir süre de dönemeyeceğim!
Sevgiler

Pazartesi, Mayıs 23, 2011

ULU TANRIM

Yine o karanlık koridor önümde.. Baretimin ışığı yettiğince gidiyorum. bazen bir çatlaktan dev bir ışık huzmesi beni çarpıyor ve gözlerim kamaşıyor, hafiflikten ve mutluluktan uçuşarak sanki Kantorun okunun ucuna asılmış bir kelebek gibi ileri atılıyorum.. Sonra fark ediyorum ki kendi uçabileceğimden çok uzak bir yerlere inmişim.. Tedirginim kırılganım. Korku değil bu ama tedirginlik.. ben buraya nasıl geldim tedirginliği.. bilinmeyen bir yere savrulmuş bir kelebek bu. orada yalnız. tanımıyor orayı. Bu oktan sakınılabilir mi? Tekrar yenisinin ucuna asılıp o pür neşe ve coşkuyla tekrar bir yerlere atılmadan yol alamayacağından korkuyor bu kelebek.. Başka nasıl olabilir ki? Bir köşeye çekilip etrfaın ağırması ve yolunu seçebilmeyi mi bekleyecek? o nahif kelebek kanatlarıyla tekrar yol alabilmeyi mi umacak? Ortalığın ağırmasını mı bekleyecek? Hem de kelebek zamanıyla- ve ne yazık ki kelebeğin o minik zayıf sabrıyla.

Karanlık koridor metaforu uygun olmayabilir ama şu an yüreğimin algıladığı gerçek bu..
Tanrım, bu defa bana ne öğreteceksin acaba? Ne tarafta durmam gerekiyor? Bu ışık üstüme üstüme parladığında ondan kaçabilmem imkansız. O benim en büyük ihtiyacım, beklediğim, umduğum, kendime itiraf edip de huzurumu kaçırmasam dediğim şey.
Kantor beni okunun ucunda apaydınlık yerlere fırlatsın lütfen..
Böyle olması gerek. Çünkü o oka gene asılacak ve yüreğim ağzımda uçacağım..
Aksi büyük günah olur.

Sevgiler

Perşembe, Mayıs 05, 2011

bir tarafin

Bir bütün olarak yaşamak mümkün mü gerçekten?




Böyle bir tarafın seni başka yerlere sürüklemek isterken?



Yoluna sessiz sakince devam ederken karşına bir hediye gibi çıkıveren bir güzelliğin içinde kaybolmak istersen? Oraya girip, ondan doya doya beslenene kadar kesinlikle dışarı çıkmak istemezsen?









insanın ne çok şeye açlığı var değil mi..



karşımıza çıkınca nasıl irkilip korkup tereddütte kalıyoruz.



kendimizi yargılıyoruz....