Salı, Ekim 09, 2012

Farklar, kolaylıklar, zorluklar

Merhabalar,
bu sabah sanki diğer abahlardan daha azişim varmış gibi bura ya oturdum, internetten çıkmamakta kararlı şekilde!
Seattle'da hava bulutlu. Yağmur yağabilir. Halbuki Cuma'dan evvel beklenmiyor. Evden de çıkmasam bugün? Olmaz. Ders var. Katılmam gerekmiyor ama kaçırmamak gerekiyor çünkü çook güzel dersler bunlar...

Burada bazı kişilerde yabancı korkusu seziyorum. Hani şu Xenophobia denenden. Belki de mesleki rekabet bunu su yüzüne çıkarıyor. Yanlış yorumladığımı sanmıyorum. İnsanı olumsuz etkiliyor, karşısındakinin bu şekilde tamamen mantık dışı ve elinde olmadan olumsuz duygular yaşaması o insan hakkında. Bu acınası bir durum çünkü muhtemelen iki kişinin de hatası değil. Sadece devam etmemesi için bir şeyler yapmak gerek belki de... Ne olabilir ki? İtiraf etmeliyim ki ben de stresliyim hala onların arasında. Bir stiff-upper-lip durumu bende var yani. Ne yapayım, her okula çıkmadan bir tek mi atayım?? Allah Allah... diye içimdeki isyankar bana dayılandı gördüğünüz gibi! Şu oğluna ve bana yaptığına bak! ... Ohooo... susturmazsam bu bana daha gün boyu konuşur!
Ben kaçıyorum, Arnold Wesker'in Trilogy'sini okuyup Osmanlıca izafelere bakmam gerek.. ne şirin di mi:))))
sevgiler!

Pazar, Eylül 09, 2012

Seattle'ın kadim dostu

Seattle'a varalı bu pazar günü itibarıyla 3 hafta 2 gün oldu.
Günlerdir hava bunaltıcı sıcak. Hele ki eve ilk girdiğimizde minik kuşun ilk yorumu şu oldu: Anne buraya bir soğutucu almamız gerekecek bir an evvel... Benim cevabım ise buranın yağmur memleketi olduğu ve haftasına kalmaz yağmurun başlayacağı idi, her zamanki, bir türlü yenemediğim bedava düz mantık bilgiçliğimle! Gel gör ki yağmur hak getire... Hava acaip, İstanbul'dan tatile kaçtığım Kaş'ı anımsadım nerdeyse. Kaş ki, Seattle'a vardığımda aynı ayın içine konamayacak bir mekandı benim için. Ama burada da yandık işte. Akdeniz güneşi Akdenizlileri hemen salamıyor bağrından öteye:))

Neyse, derken bugün hava birden soğudu. Ama kaç derece düştü, herhalde 10'dan fazla. neredeyse hergün gittiğimiz University Bookstore Cafe'dekilerle sohbetin arasına havayı sıkıştırınca tavırlarından yağmurun Seattle'a ne anlam ifade ettiğini az çok çıkardım. Hepsi rahatlamış durumda hava ile - tabi biz de- ve şehirlerinin kadim dostunun her an şehir sınılarından içeri girmesini bekliyorlar, Mayıs ayına kadar çıkmamacasına! Huyunu, suyunu biliyorlar- hatta bugün bir ara hangi haliyle düştüğünü de konuştular, ben kaçırmışım, düştü mü gerçekten?

Bilemiyorum ama yağmur hepimizin kendini özleten arkadaşı olur ya, Mayıs ayına kadar aralıksız nasıl çekilir orasını bilemem, göreceğiz!

Perşembe, Temmuz 12, 2012

Hamama giren...

Şıpı şıpır terler damlıyor sanki benden... Damlamasalar da bir yolunu bulup süzülüyor vücudumda. Bir anayol oluşmuş, hepsi oradan birikip akıyor sanki... Bu görüntü nasıl bu kadar net? Küçükken arabada yağmur yağdığında camdaki damlaların nasıl da tek ylu bulup, birikip, oradan aktıklarını hayretle ve neşeyle izlerdim hep,oradan biliyorm... Şimdi de benim üstümden akan böyle bir ana yol var! Eh tabi bir de çay içiyorum bir taraftan! Halbuki bu sabah hava durmu sunucumuz ne dedi: çay kahve gibi içecekler 1,5 misillerince su kaybı yaratırlarmış... sonra suyumuzu da içeriz.

Şu an çayımı misler gibi içerken buraya da aylar sonra birşeyler yazmak güzel. Bayağı ara vermişim, durmadan yazabilenleri çok takdir ediyorum. aslında yazma işi insanın hayatını çekip çevirmesinde ona güç veren bir eylem. Hayatın bir tür sindirimi gibi. Aldıklarını şekillendirerek tekrar yerleştirdiğin gayet sağlıklı bir eylem. ama neden yazamadığımı biliyorum, benim hayatım ciddi bir değişim eşiğinde. ABD Seattle yolcusuyuz oğlumla ve aylardır acaip bürokratik işlerle uğraşmaktan bu bursun kerametine bile yabancılaştım.. Nereye neden gittiğimi bile unutturacaklar yakında. Neyse. Bu serzenişleri de geçelim. Yazın terlemek gibi bir şey işte. hatta deyimi bile var: Hamama giren terler!

Toplanma işleri... Teo ayrı, ben ayrı... Hadi bakalım, iş başına!

Pazartesi, Nisan 16, 2012

Böyle olamayacak.. Hayatta disiplin gerekli!

Gerçekten de bunu artık daha net görüyorum. Hayatın bizi taşıma gücü bir yere kadar. Serbest salınım modunda olmadım hiç bir zaman ama daha iyi yapılanma gereğini geçtiğimiz 2 haftaya baktığımda çok daha ciddi bir şekilde görüyorum..
İkinci tez izleme toplantısına rapor yazma derdindeydim ve raporu yolladım, evde dolandım.. Kendime bir baktım... Aman Allah'ım! Yani bu nasıl bir etkinlik? Bir rpor yazıyorum diye diğer işlerin ucu bu kadar mı bırakılır?
Olmaz. Bu konuya eğiline...
Sevgiler:)

Pazar, Nisan 08, 2012

tatil sabahı

Bu hafta Teoman'ın okulu tatil. Ben de işimi ayarladım, sadece 2 gün gidiyorum üniversiteye. Bu tatil tam zamanında imdada yetişti...

Sabah 06.40'ta çalan alarma aldırmadım, 40 dk daha uyudum. sabah meditasyonum yerine de doğrudan tez izleme raporumun başına oturdum. Çalışmanın başlı başına bir meditasyon olduğu günlerimi yad ederek... Ne güzelmiş. Ne büyük şansmış o huzur ve güzellik duygusunu çalışarak yaşamak! Bu artık benimiçin kolay değil. Demek ne kadar çok dağılmışım hayatın içine doğru... gerek yok halbuki gündelik hayatla bu kadar yüz göz olmaya!

İlk aramda bir çay demledim, sabahın dingin sessizliğinde, dışarıda yağmur... O an uzun, kavruk ve sıkıcı bir yazın ardından kavuştuğum güzel sonbaharın duygusunu yaşadım bir anlık. O da pek iyi geldi. Arkadaşımla mesajlaştık, o yeni doğan bebeğini, ben de yeni ergenimi alıp sahile çıkıp konuşup yürüyecektik ama hava izin vermedi... Halbuk hava durumunda söylemişti, ben tabi unuttum. Normal, çünkü dün de çok güzel bir öğleden sonra geçirdik banka grubumuzla İsmet Baba'da, haliyle kafamız güzel ve mutluyduk ve kim bu durumda ertesi günkü yağmur haberini hatırlar? Ben hatırlamam...

Sonra bir baktım sabahın dinginliği, etraftaki binalara aksederek daha da çoğalan, polifonik kalitede yıkım sesleri ile gitmiş bile... Bir süre anlam vermedim, dışladım, metnime daldım ama sonra bu nasıl bir gürültü böyle sabah sabah ve nereden geliyor, hangi komşu bina bizi terk ediyor diye kalktım pencereye... Meğer arkamızdaki binaymış! İnsan kabullenmek istemiyor. O da bizimki gibi 30 yıllık, 4 katlı tipik apartman binalarından... Bir sürü penceresi olan, zamanının estetiğini vefayla taşıyan (yerlere kadar pencereleri var- şimdi pek moda her yer Fransız pencere dolu ama bununki kadar geniş ve sempatik değil işte hiç biri!) bir binacık işte... Kırılan cam sesleri, tok gürültüler... Her oktavdan ses mevcut. Gürültüye mi yanayım, bir türdeşimizin gittiğine mi.

Böyle işte bu sabah da... Minik kuşu uyandırayım da onla kendimizi dışarı atalım!

Perşembe, Mart 29, 2012

Eh başardık, Baharı getirdik:)
Sabahları risk alınarak ceket/montsuz çıkılıyor minik kuşu okula bırakmaya..
Taze bakla, çağla ve en muhteşemi taze sarımsak çıktı!
Bilgisayardan kafamı kaldırınca bakıyorum ki hala aydınlık
Servisten erken inip daha da çok yürüyesim var eve
Sabah havada güzel bir esinti eşliğinde taze bir bahar kokusu da var..
Mimoza ağaçları bu sene bana çok göründüler, şimdiye kadar neden saklanmışlar ki
Evde nerdeyse her pencereyi açıp da çıkıyorum sabahları! Yumak da pek mutlu o sebepten
Daha çok müzik dinliyorum!
Gel de tez izleme komitesine rapor yaz bu havada.. tabi çıkıp sokakta yazılacak, başka yolu yok... ABD dönüşü şöyle açık, büyükçe bir balkonu olan bir eve taşınacağım (benimkiler hep kapalı) ve o balkona bakan pencere ve kapılara şarap ya da portakal rengi tül perdeler asacağım. demirlerin içine de ful sakız sardunyaları yerleştireceğim, aşağı sarksınlar rengarenk.. Yumak da onların arasında hapşurup dursun!
Buraya yazıyorum!
sevgiler:)

Pazar, Mart 11, 2012

Biliyor musunuz..

Biliyor musunuz, benim tecrübe ile sabir bir bildiğim var:

Canımı sıkan her neyse karşımda güzellikle dinleyen birini bulup da onla paylaştığımda sözlerimi hep olumlu ve dile getirdiğim sıkıntıyı bir güzel pansumanlayarak, sarmalayarak bırakmış olmamdır. Yani, olayımla barışırım; onu günüme katarım, nerdeyse içimden bir şarkısını bile yakarım! Anlatmak, paylaşmak gibisi var mı?

Siz de deneyin, tüm bildiklerinizi, hislerinizi derli toplu bir dosta anlatırken, sonlarına doğru çözülmüş olur düğümler.

Evet, ne olmuş, sahildeki koşucuma tüm cesaretimi toplayıp salak bir laf ettiğimde gayet müstehzi bir gülüşle kısa bir cevap verip gitmesi, havaların bir türlü düzelmemesi, ki bu Mehtap Hanımcığımızın diyetini de bir nevi anlamsız kılan bir olay çünkü istiyorum ki artıl hafifleyeyeyim, tek kat giyindiğim günler gelsin ve üstümden kalkanlar sadece kaban, hırka olmasın.. Sonra oğluş da hastalandı; okuldaki sınav silsilesinin ardından biraz yorgun düşerek. canlarım yaa, yazık bu bebişlere! Cuma günü Teo'yu okulunda kontrole gittiğimde bir veli daha bekliyordu, oğlu geldi ve daha koridorda annesine çığlıklar atarak- muhtemelen o da hastaydı, eve gidecekti yemekten sonra, nitekim de gitti- "anne sosyal berbat geçti, 2 bile alabilirimmm" diye geldi.. annecik de "önemli değil canım, sonrakinde düzeltirsin" deyip giydirip götürdü öğrenciyi :) Bu benim de Teo'ya deyip durduğum şey. Takma kafana, beraber çalışırız, seni sınava alırım, kendine güven, bana güven, vs. Valla bu çocukların akademik streisne ayrı bir yazı gerekli. Ya seneye şu acaip yerleştirme sınavına girecek olanlar? hadi biz ABD'deyiz..Offf.. Benim bünyeme aykırı şeyler bunlar. Hiç bir sınava da düzgün çalışabilmişliğim olmadı şimdiye kadar, Allah biliyor da bizi ayırdı o işten diyorum! Neyse..

İşte Teo'cuğum öyle hastalandı. Judoyu da aksattık yine. Kuşağı kaptık ama sonrası yalan oldu! Vallahi daha yaacağım kafamı bozan başka şeyler de vardı ama bakın unuttum bile! Yazdıklarım yıkanan ve bloga kurumaya asılanlar olsun.. Yazmadıklarım demek daha bir-iki sefer idare eder!

Sevgiler:)