Pazar, Ekim 23, 2011

Bir Pazar günü

Merhaba,
Yine uzun ara oldu ama pek çok yazarımız da benzer bir yazı mahmuruğu içinde.
Sanırım herkes sonbaharın enerjisiyle ahtapot misali 10 işe koyuluyor aynı anda! Kişi kendinden bilir işi.

Bugün güzel, sakin bir pazar benim için. Aslında hiç değil, ama işin astarı dışardan görünmez ya zaten.. Bugün rutinimi kırdım evde yapılacak işler için. rutin, biliyorunuz Teo'cuğumu judoya götürmek ve Moda'da denize karşı bir kahve-çay içmek! tam Pazar ziyafeti bu. Gazete, sükunet, bir iki telefonla hatır sorma haftanın koşturmacasından unutuverdiğin sevdiklerine, önündeki haftayı üşünme, ardındaki haftayı düşünme.. Gökçeada dükkanından zeytin alma.. Judodaki velilerle laflama.. Unutmadan, 3 veliye Dr Seuss kitabı kopyaları vereceğim, bir de Berk'inki var.. Berk arkadaşımın oğlu; bir kaç hafta İngilizce çalıştık onla. Zeytin adını taktım ona; bir zeytin yiyişi var, nasıl hızlı ve ağız sulandırıcı!! tatlı velet.

Rutini kıdık çünkü Teoman'ın içli ve inatçı öksürüğü ben buradayım dedi. Dün gece eski korkular sardı beni. Küçükken kaç kere krup öksürüğünden Kadıköy Şifa'ya gece yarısı taşıdım onu.. O duygular nasıl saklanıyor içimizde ve bedenimizde ve aynen geri dönüp kendilerini dayatabiliyorlar! Çocuk sakin sakin yatarken yatağında gece, ben krup nöbetinin duygusundan nasıl sıyrılacağımı bilemedim. Ama tabi ki artık bize uğramıyor; biz sağlıklı ve iyi gelişen bir çocuğuz, çok şükür!

Rutini ir kırma sebebim de bugün arkadaşımın eşiyle yemeğe geliyor olması. İşler.. Hepsi de keyifle görüldü. Biraz temizlikti, tozdu falan o mesele var şimdi. Bu arkadaşım talihi bir anda en güzel yöne doğru dönmüş ve hayatı güzellikle hafiflemiş çok sevdiğim bir arkadaşım..1994-2012.. Az da zaman geçmemiş..

Güzel enerjisiyle gelen güzel bir gün bu. Her şey rahatlıkla, sırasıyla, kolaycana oluveriyor..

Sevgiler  

Cumartesi, Ekim 08, 2011

Bir yer tasviri..

bazı süreçler insanın en zor bakabildiği taraflarını yüzeye çıkarıyor. o insanı şekilden şekile sokan aynalar gibi. korkular, yetersizlikler, kemirip duran sıkıntılar.. Pandora'nın kutusunun açılışı sanki. nasıl dolduruyoruz o kutuyu düşünüyorum. bir şekilde dolduruyoruz. sonra bizim üzerimize dökülüyor en kırılgan anlarımızda.. kendimizle ilgili sıkıntılar, başkalıyla ilgili sıkıntılar..zor duyguları sıkıştırıp biriktirdiğimiz kutu. kara kutu!

burası bir yer mi bilmiyorum. burası kırılganlık köşesi. elimizde mızırdanıp duran kara kutumuz, belki büyüyecek ve Dr Who'nun telefon klubesi gibi bizi de içine alıp uçup gidecek..
gerisine hayalim yetmedi
sağlıcakla, herşeyin sonu iyi olsun.. iyi sona akıl erdirmek uzun zaman sürse de.
gerçek bize sükunet getirsin..
sevgiler

Cuma, Eylül 30, 2011

ben ne diyorum sen ne diyorsun, şekerim!

bu hayatın güzelliklerine ve anlam gereksinimine dudak bükenlere:

(bendenizden)




Bana hiç yalan gelmiyor bu dünya,

başkasını bilmez ve her şeyi

bu kadar canlı canlı yaşarken.

Diğer dünyaları da gittiğimde değerlendiririm ama

şimdi ve burada olan bütün dünyalara ve hayatlara

değer bana :))



eremedim daha

çiğ geldim çiğ gidicem.

sonra gittiğim yerden

kurtçukları ve larvaları

beni toprak ederken izliycem!!



der misin bana Mevlana, Yunus Emre! ;)



Perşembe, Eylül 29, 2011

Nereden başlamalı diyerek başlamak en iyisi. Hangi ton.. Hangi konu, hangi neşe, hangi sızı..

Çok koşturmacalıı geçti bu ay. Güzel, hem dingin, hem de heyecanlı bir tatilin ardından inanılmaz bir tempopyla geldi bu ay. Okul ve Teo'nun okulu. Bu ikisi hep bir arada koşturuyor beni ve tabi ki kendimi bir arı kovanına düşmüş gibi hissediyorum, aralıksız bir ay boyunca.. Bu arılar arada bana çarpıp beni sokuyorlar tabi. Yetemiyorum pek bir şeye..
Buraya dökmem gereken şeyşer var..Derken:

Süper. Zeynep'ciğim aradı, bulutlarım dağıldı.. Bu yazının da hakkı bu kadarmış:))

10 gün sonra jürim var. Dışarı çıkıp tez önerim üzerinde çalışacağım. Başlangıç başlangıçtır!

Pazartesi, Eylül 19, 2011

anne kurtaran tatlar -2-

Merhabalar, şu ilham perisinin ne zaman omzunuza zıplayacağı hiç belli olmaz sağolsun.. Bugün markette yanından ilk geçişimde "olmaz ki canım, tatlı lor dediğin böyle mi olurmuş ki" dediğim sürülebilir loru sepete yine de atmışım! eve geldim, yiyip duruyorum. Bunu neyle yesem, neyle yesem... hmm.. bal? meyve? hangi ekmek? hmm..pfpfpfpff. olmaz, bunu yiyip duruyorum, tadını alıp orada bırakmak gerek.. bunu nasıl yemeli? beni bu kadar neden cezbetti bu lor? neden buzdolabına bir koyuyorum, kaşığı ya da bıçağı makineye atıyorum ama sonra tekrar loru çıkarıyorum, tekrar temiz kaşık, ...pfpfpfpfff derken, işte: önümde duruyor: bebe bisküvisi! evet. üzerine sür... hmmm, aman ne güzel. üstüne? bal mı marmelat mı? iki deneme de yapıldı: bal! ama daha iyisi meyve! evet işte, bu sayede okuldan alınan To'nun akşam üstü atıştırması olarak bir anne kurtaran tatlı daha icat edildi:



bebe bisküvisi
sürülebilir lor
üstüne meyve : muz/incir/üzüm.. elma gitmeyebilir ama elmanın üstüne doğrudan lor sürülüp onun üstüne bebe bisküvisi yapıştırılabilir!!!! khhhh:))

ay neyse, çok şükür dalgamızı da geçtik
şöyle bir manzara oldu efendim ve fotosunu çekip anne kurtaran tatlılar kategorisine koyma fikri de oğluştan geldi!

Pazar, Eylül 18, 2011

Kıymetli

Nilambara'dan bir cevap bana (çok kıymetli):

Sevgili Misk, galiba en iyisi notr olabilmek, dengede kalabilmek her kosulda... yok farzetmek de icinde kaybolmak da ayni oranda riskli ve faydasiz... yasamak, akmasina izin vermek, izlemek ve bitirmek, tasimadan, ezmeden ezilmeden...


sonucta bizi biz yapan anlar bunlar... degismeden rutin kalan duragan olanin hic faydasi olmaz bize, bu dalgalar bu acilar bu firtinalar bizleri guclendiren... :)

Pazartesi, Ağustos 15, 2011

Anne kurtaran içecekler..:))

Sevgili arkadaşlarımız,

Bu annenin fayda anlayışının bileşkeleri şöyledir:
Pratiklik,
El altında olma hali,
Zaiyat içermeme, yaratmama koşulu,
Yaratıcı olunması,
Sağlıklı (tabi ki) olması,
Ucuz olması,
Mutlu etmesi,
Paylaşılabilir olması,
Tekrar tekrar kolaylıkla yapılabilmesi,
Modifikasyona açık olması..

Bunları demeden geçemedim. yaz içeceğim bunların tamamını tabi ki karşılıyor:
sabah kahvaltısına demlediğiniz çayı siz de gelir gider içer misniz? Kaş'ta tanıdığımız o muhteşem waffleların şefi Timuçin Bey'in dediği bu sabah aklıma takıldığı için - çayı tüm gün içip durduğmu söylediğimde taninden ötürü zehirlendiğimi söylemişti - hemen çayını kenara ayırıp demlikteki çayı ne yapsam ki derken, aklıma bu geldi:

En fantastik bardağa boşalt ki, yaparken eğlen, yaratıcı meleklerin tepene üşüşsün,
İçine elma ve şeftaliyi doldur (doldur derken-her biri yarım- demliğin yarısı kalmıştı çünkü)
bir iki karanfil at,
içmeden evvel bal ve buz ekle...



belki içine soda eklenebilir..

al sana sabah sabah değişik bir iş!

umarım Teoman da sever.:))